| Yazan: Serdar Güçlü | 26 Ağustos 2004, Perşembe | Sayfayı Yazdır | Tavsiye Et | Paylaş |
| 20.yüzyıl ekonomik sistemlerinin çok tartışıldığı bir yüzyıl oldu ama sonuçta serbest piyasanın –-koşulların etik olarak tarif edilmesi ve adaletin doğru işlemesi şartlarıyla-- diğerlerine nazaran daha iyi işleyen sistem olduğu kabul gördüğü için çoğu ülke monopol olarak şekillenmiş piyasalarını da, serbestleşmeye doğru yönlendirdi. Telekom Sektöründe son 20 yılda İngiltere ile başlayan rüzgar tüm ülkeleri sardı ve bugün bazı Afrika, Arab ve 3.dünya ülkelerini saymazsak, Dünya’daki hemen her ülkede telekom piyasasının liberalleşmesini tamamladığını söylemek yanlış olmaz. Bu yazımda liberalleşmenin nimetlerini anlatmayacağım. Zaten devamlı vurguluyoruz. Ben dikkatinizi –içinde bulunduğumuz günlerin sıcak konuları nedeniyle-- “Regulatory Capture” kavramına çekmek ve bukonuda bir tartışma başlatmak istiyorum. Regulatory Capture Ne Demek? Önce bilmeyenler için kısaca anlatalım. “Regulatory Capture” kavramı, serbestleşme süresi içinde bulunan piyasalarda "Akademik" olarak kullanılan bir terim. 1900'lerden bu yana devlet tekelleri şeklinde gelişen yerel telekom sektörünün serbestleşmesi aşamasında, yerel, dev telekom şirketi genellikle, kendisini küçültecek ve elindeki imkanları kısıtlayacak olan serbestleşmeyi ve yeni filizlenen özel telekom şirketlerini engellemeye çalışmış. İşte bu tecrübeden alınan ders ile ülkeler çözümü, yerel, dev tekel telekom şirketinin elini kolunu bir müddet tutacak ve bir telekom sektörünün oluşmasını sağlayabilecek, bu sektörün kurallarını koyabilecek, gerektiğinde hakemlik yapabilecek bağımsız bir kuruluş kurmakta bulmuşlar. "Regulatory Body" yani "Düzenleyici Kurul" olarak adlandırılan bu kuruluşların bizdeki eşdeğeri 2000 yılında kurulan "Telekomünikasyon Kurumu"dur. "Dünya Telekom Serbestleşme Tarihi"ne göz atmaya devam ettiğimizde karşımıza çıkan ve akademik çalışmalara konu olmuş kavramımız "Regulatory Capture" bu noktada ortaya çıkıyor. Bu durumda sektörün serbestleşmesi için oluşturulan bağımsız kurum, bağımsız davranamıyor, yerel devin elini kolunu tutamıyor, gerekli yönetmelik ve düzenlemeleri yapamıyor, tam tersine bizzat kendisi "CAPTURE" edilmiş oluyor yani aynı benzetmeyi kullanırsak "kendi eli kolu tutulmuş-yakalanmış" oluyor. Regulatory Body yani düzenleyici kurul "Regulatory Capture" edilmişse ne olur? Cevap son derece basit; Sektör Serbestleşemez. Tekel şirket, yeni filizlenmekte olan şirketleri --yılların verdiği avantajları ve büyüklüğünü kullanarak-- ezer, geçer. Türkiye'de Regulatory Capture'dan Bahsedilebilir mi? Telekom alanında ülkemizin güzide üniversitelerinde bir takım araştırma ve tez çalışmaları olduğunu, bize ulaşan bilgiler ve sorulardan öğreniyoruz. Henüz "Regulatory capture" başlıklı bir teze rastlamadık ama umarız bu konu işlenir. Çünkü "Regulatory Capture" açısından ülkemiz ilginç bir örnek teşkil ediyor. Ülkemizde "Regulatory Capture"dan bahsedilebilir mi sorusuna en uygun cevabı da aslında bizzat Telekomünikasyon Kurumu'nun 2002'de göreve gelen Başkanı Ömer Arasıl her fırsatta veriyor. Kurumun yeterli hızda ve ihtiyaca uygun davranmadığı eleştirilerini Arasıl "Seçilmişlerin atadığı kişileriz" şeklinde cevaplıyarak, elinin kolunun bağlı olduğu mesajını veriyor. Elinin kolunun ne kadar bağlı olduğu konusuna bu yazıda girmeyeceğim. Regulatory Capture açısından 2. aktaracağım konu, Kurul Üyelerinin kimliği ve seçim sistemi. Kurul üyeleri düzenlemeleri şekillendirecek ve onaylayacak olan kişiler. Yakın zamana kadar sayıları 5 idi. Ancak değişen kanun nedeniyle 2 yeni üyenin daha ilave olması söz konusu. Sonuçta ister 5, ister 7 kişiolsun, Telekomünikasyon Kurumu Başkanı ve Kurul Üyelerinin telekom alanında bilgili, tecrübeli ve teknik kişiler olması, sektörün bu hassas döneminin şekillendirilmesi açısından çok önemli. Kanun hangi kurul üyesinin nasıl seçileceğini bildiriyor. Ancak bu seçim kurallarının yeterince uygulanmadığı görülüyor. Buna somut 3 örnek verelim
Gerçekleştirilen Faaliyetlerde "Capture" İzi Şimdi olayın bir de "Amel" yani gerçekleştirilen tarafına bakalım. Daha önce belirttiğimiz üzere, Telekomünikasyon Kurum'ları serbestleşme aşamasında yerel, tekel devin elini, kolunu bir müddet tutmalı dedik. Ama 7 Temmuzda Türk Telekom'un açıkladığı % 80'lere varan indirimlere bakılırsa, hele bu indirimin altyapı kurma izni verilmediği için yeni telekom şirketlerinin ilk etapta hedefledikleri kurumsal müşterilere yönelik olduğu düşünülürse, burada yorum yapmaya da gerek kalmıyor. Bir başka konu da Ara Bağlantı Konusu. Telekomünikasyon Kurumu ara bağlantı problemini çözmek için ne bekliyor? Biz bilmiyoruz. Ama Türk Telekom beklemiyor. Mesela --firmaları zorlamak için olduğu söylenen-- kaçak trafik iddiası ile baskınlar yapıyor. Üstelik bu baskınlar serbestleşmenin olmadığı 2004 öncesi dönemde bile Türk Telekom lehine sonuçlanmamış (sözleşmeye aykırılık nedeniyle TT lehine kazanılmış dava dışında ve bu davada kaçak trafik suçlaması yok) durumda. Buna rağmen TT, ara bağlantıyı imzalaMAMA kampanyası mimarı Telkoder Başkanını bir gazetede "Kaçak Trafik yakalandı" başlığı ile haber haline getirterek, sektörün "göz korkutma" dediği bir harekete girebiliyor. Ama Telekomünikasyon Kurumu hala bekliyor. Neyi mi? Kurul üyelerinin tamam olmadığı, Sektör Temsilcisi Üye Murat Atalı'nın izinde olduğu söyleniyor. Sektörün bu kadar sorunlu olduğu bir dönemde izin kullanılması doğru mu diyor ve sektör kulislerinde bu konuda "özellikle izne gittiği" yorumunun yapıldığınu da bildirmeyi boynumuzun borcu biliyoruz. Daha pek çok "amel" anlatabilirim. Ama yazı uzadıkça uzuyor. Diğerlerini turk.internet.com'u takip edenler nasılsa biliyordur diyelim ve yazımızı bir Ankara'lı dostumuzun sözleri ile kapatalım. Ankara'lı dostuma "Regulatory Capture" konusunda düşüncelerini sordum. Kamu sektöründen ve telekom konusunda akademik düzeyde de bilgili olan bu dostum şunları iletti; Regulatory capture kavramıyla ilgili bir nokta daha var o da "bağımsız idari otorite" kavramı. Bu bağımsızlık öncelikle siyasi otoriteden bağımsızlık anlamına geliyor. Avrupa ülkelerinde genellikle yerleşik işletmeciler özelleştirilmiş olduklarından dolayı regulatory capture genellikle bu bağımsız idari otoritenin özelleştirilmiş bu şirketler tarafından capture edilmiş olduğu ya da edilebileceği şeklinde anlaşılmaktadır. Bizim ülkemizdeki durum bir gariplik içeriyor; o da bağımsız idari otorite çalışanlarının büyük (üst düzey) kısmı yerleşik işletmeciden transfer edilmiş. İkinci olarak bağımsız idari otorite hala bir devlet işletmesi olan şirketi ya da hala devletin olan bir pazarı (ben öyle algılandığından eminim) serbestleştirecek kadar bağımsız mı? Bizde hem regulatory capture'dan bahsetmek mümkün, hem de bağımsız idari otoritenin bağımsız olmadığından bahsetmek mümkün. Bu da çifte olumsuz etki yapabilmekte. Özelleştirmenin ardından bu iki olgu (özel sektörün capture baskısı ve siyasi iradenin baskısı) birbirlerini dengeleyebilir. Hatta bazı araştırmalar bağımsız idari otoritenin sektör tarafından capture edilmesinin, siyasi idare tarafından baskı altına alınmasına tercih edilebilmektedir. Çünkü siyasi otorite baskısı sadece tekelleşme yaratırken regulatory capture sonucu bağımsız otoritenin büyük operatörleri kayıran kararları serbest piyasanın en önemli dinamiği olan girişimcileri pazarın boş kısımlarına yönlendirebilmekte hatta genellikle yüksek olarak belirlenmi arabağlantı ve erişim ücretlerinden dolayı yeni yatırım yapma müşevviklerini ortaya çıkarmaktadır. Örnek mukabilinden söylemek gerekirse Lisansların verilmesinin geciktirilmesi ya da teknik düzenlemeleri yapılmasının geciktirilmesi (mesela Kablo Tv ya da erişim) bir siyasi baskı sonucu iken Turkcell gibi şirketler için yüksek arabağlantı ücretlerinin belirlenmesi regulatory capture'un sonucu olabilir. Kişisel olarak capture edilmiş bir bağımsız idari otoriteyi hala devlet tekeli mevcut iken siyasi baskı altında bulunan bir bağımsız idari otoriteye tercih ederim. Yukarıda verdiğim örnekleri bizim ülkemize uyarlarsak hem devlet tekeli tarafından capture söz konusu hem de siyasi baskı. Sonuçta da hem lisanslar verilmemekte ya da işlemler geciktirilmekte (güya sektör kendini iyi ifade edememekte diye bahaneler uydurulmakta) hem de erişim ve arabağlantı ücretleri yüksek belirlenmektedir. Evet, bu "Regulatory Capture" konusunu daha işleyeceğiz. Bunu tartışmamız lazım. Aslında tez konusu arayan akademisyenlere sesleniyorum. Bakın burada müthiş bir konu var. Her tarafından size tonla malzeme çıkar. Ve siz sayın okuyucularımız, sayfanın en altı sizin yorumlarınız için. Düşündüklerinizi lütfen bizimle paylaşın. Son söz başlığımızla aynı. Sheakespeare’in Hamlet’inin ünlü sözünü buraya adapte edersek; Sektör Ya oluşacak ya da düzenleyici kurul, "Captured" ise bir sürü acı-boşa yatırım-kaynak israfı ile birlikte oluşamayacak. Hangisinin yararlı olduğunu siz de düşünün. |
| Yazan: Serdar Güçlü | 26 Ağustos 2004, Perşembe | Sayfayı Yazdır | Tavsiye Et | Paylaş |
| Bu Kategorideki Son 10 Yazı |
| Yorumlar |